15
Mayıs 1961’de, darbeden bir yıl sonra, Cemal Gürsel, katıldığı bir otomotiv
endüstri kongresi sonrası duyduğu “Türkler araba yapamaz” iddiasını
çürütmek için ülkenin en iyi 23 mühendisini 129 gün sonraki Cumhuriyet
Bayramı’na yetiştirilmesi gereken bir proje için bir araya getiriyor: Devrim
Arabaları Projesi, ilk yerli otomobil. Bu tarihi olayın başlangıcı, makine
mühendislerinin toplandığı kongrede kürsüde konuşma veren Cumhurbaşkanı Cemal
Gürsel' in "Yerli otomobil yapılamaz diyenler, kara düşüncelidirler. Bir
vapur dolusu pamuk verip 10 otomobil alıyoruz" cümlesine dayanır.
Yaratmadan, üretmeden, düşünmeden yaşadığı düşünülen ve "başarı
duygusundan yoksun" varsayılan Türk algısının yıkılması için bürokrasiye
ve Batı'nın "medeniyetine" karşı verilen ekonomik savaş böylelikle
başlamış oluyor.
16 Haziran
1961'de Devlet Demiryolları Fabrikaları'nın yönetici ve mühendislerinin
Ankara'daki toplantıya çağrılmasıyla, Emin Bozoğlu, başkanlığını omuzladığı
proje için Ulaştırma Bakanlığı'ndan gelen yazıyı sesli bir şekilde takımına
okudu “ Ordunun cadde binek ihtiyacını
karşılayacak bir otomobil tipinin geliştirilmesi... “. Her ne kadar
mühendislerden bazıları bile 4,5 ayda böyle karmaşık bir teknolojinin
gerçekleşmeyeceğine inanmasa da, aralarında seve seve ellerinden geleni
yapacaklarını söyleyenleri de vardı. Ankara'nın kulisleri de dahil olmak üzere,
üniversitedekiler, basın, sanayiciler, politikacılar, hatta Cemal Paşa bile
değil araba motor dahi yapılacağına inanmıyordu. Ancak teknik kadro bir
mucizeyi gerçekleştirerek "Devrin Arabaları" nı her gün en az 12'şer
saat çalışıp (ve fazla mesai için devletin verdiği ek ücreti kabul etmeyerek
halka verdikleri değeri, tok gözlülüklerini kanıtlayarak), Eskişehir'deki
dökümhanelerinin girişine kocaman rakamlarla kaç gün kaldığını gösteren levha
asarak, bu davaya gönül verdiler ve 29 Ekim sabahı Cemal Gürsel'i Hipodrom'a ve
Anıtkabir'e götürmeyi, Avrupa'nın bile ilerisinde geliştirdikleri motor
teknolojisiyle kendilerini kanıtladılar.
Arabanın teknik özellikleri ve yapım aşamasına gelince, hayatında daha önce hiç otomobil görmemiş mühendisler, işe ekipteki otomobil sahibi tek mühendis Salih Kaya Sağın'ın Fiat arabasını dağıtıp motorunu ve yapısını incelemekle başladılar, sonra da Chevrolet'in motoru kesilerek 4 silindirli hale getirildi. Ne yazık ki Kaya Sağın'ın arabasının maliyeti daha sonradan devlet tarafından karşılanmadı ve mühendis otomobilinin parçalarını toplamak için atölyede bir aya yakın zaman geçirmek zorunda kaldı. Aracın önden arkaya doğru azalan yuvarlaklığı ve köşeleşen tasarım anlayışı, halen otomotiv sektöründe sık sık moda olur. Gösterge tablosunun sadeliği, 4.5 metre uzunluğuna, 1.8 metre genişliğine ve 1.5 metre yüksekliğine rağmen ağırlığının yalnızca 1.250 kg olması da günümüzdeki arabalarla dış tasarım ve uygun malzeme kullanımı konusunda halen yarıştığını gösterir. Bu hafifliğe, mühendislerin farkında olmadan motoru 3.600 d/dak çevirebilen bir dizel motoru tasarlamaları, o dönemin Avrupa'sında bile üretilmeyen 50 hp güçteki düşük devir konsepti eklenince mühendislerimizin çıkardığı işin değeri tam anlamıyla görülebiliniyor.
Her milli girişim gibi,
yakın tarihimizin ekonomisinin şekillenme sürecinde önemli bir yer kaplayan bu
proje de büyük engellerle karşılaşıyor; basının yetersiz araştırma ve kısıtlı
gelecek vizyonundan dolayı otomobili karalamak için attığı başlıklar,
yazdıkları yazılar, “Otomobilcilik: Pembe
Bir Rüya” ya da "Paramızı sokağa
atmamak adına soruyorum: Doğru dürüst bir toplu iğne bile imal edemeyen bir
memleketin otomobil gibi yüksek teknoloji ihtiva eden bir şeyi üretebileceğini
düşünmek pembe bir rüya değil de nedir?" ve halkın sürekli anlık
heveslerle başlayıp sonra tam gelişmek üzereyken biten projelerden duyduğu
bıkkınlık, tasarım ve ürünü geliştirme sürecinde mühendislerin motivasyonunu
olumsuz yönde etkiliyor.
Çanakkale
Savaşı'ndan sonra kazandığımız özgüvenin darbe yıllarında nasıl yıkıldığı, bu
"Devrin" arabalarının mühendislerce neden ülkenin makus talihine
karşı bir savaş olarak görüldüğünü açıklıyor. Projenin en olumsuz mühendisi
Latif Bey'in karamsarlığına sebep olan uçak fabrikası olayı, bürokrasinin
baskısı ve siyasetin gereksiz yere ön planda olduğu darbe yıllarınının yan
etkisini yansıtan başka bir olay. "Siz
sanayi değil tarım ülkesisiniz, traktör üretin, biz size satarız uçak."
ya da "Araba yaparsak Avrupa bizden
fındık almaz." gibi kalıplaşmış, basının bolca dillendirmeyi çok
sevdiği akıl dışı başlıca argümanlar, önce Atatürk'ün emriyle kurulmuş uçak
fabrikamızı traktör fabrikasına çeviriyor, sonra da yabancı devletlerin bile
sipariş verdiği ulusal tayyare fabrikamız kapanıyor. Tasarımına kadar Türk olan
Devrim'den 5 yıl sonra üretilen ve seri üretime geçilen Anadol ise bir İngiliz
ortak yapımıydı.
Tüm bunlara
rağmen Devrim Arabaları tamamlanıyor ve döneminin çok ötesinde, Avrupa’da
bile olmayan bir motorun üretimiyle, mühendislerimizin tasarım ve
geliştirmedeki üstün başarısını, varlığı konusunda tereddüte düşülmüş
yeteneğinin varlığını kanıtlıyor. Cumhuriyet Bayramı sabahında trenlere
yüklenirken güvenlik amacıyla benzinleri boşaltılan 4 araba meclisin önüne
vardığında Cemal Gürsel "Makam aracı siyah olur." diyerek siyah arabanın hazırlanmasını istiyor. İşte bu
noktada, güvenlik amacıyla deposu boşaltılmış araba için aceleyle huni ve
benzin aramaya başlayan mühendisler, ne yazık ki yeterince hızlı
davranamıyorlar ve depo doldurulmadan araba harekete geçirilmek zorunda
bırakılıyor. Huni de bulamadıklarından mühendisler benzini ellerini huni
şekline sokup doldurmaya çalıştıklarından, arabayı sadece 100 metre ilerleticek
kadar benzin anca depoda yolunu bulabiliyor.
Devrim Projesi'nde
çalışan 23 mühendisten sadece 3'ü hayatta kaldı ve benzini doldurmayı nasıl
unuttukları sorulduğunda "Benzin göstergesinde az da olsa benzin var
gösteriyordu, biz de önde 5 arkada 5 makam aracı olunca heyecanla
unutuverdik" dediler. Mühendislerden birinin ağzından dökülen "Devrim
dursa da halk onu sırtlar yürütür sanmıştım." cümlesi, hiçbir destek
beklemeden hatta basının ve halkın kayıtsızlığını bile göze almış bu fedakar
insanların, bu güzel girişimin neden engellenmeye çalışıldığını
algılayamamasının sebebiyet verdiği acılarını özetliyor.
100 metre
gittikten sonra tekleyen makam aracının ön koltuğunda oturan Cemal Paşa,
öksürerek duran araçta dönüp yanındaki yüksek mühendise soruyor: "Ne oluyor?".
Şoförlüğü üstlenen Rıfat Serdaroğlu'nun cevabı benzinin bittiği yönünde olunca
gururlu ifadesi yüzünden silinen Cemal Paşa sessizleşiyor ve arabadan çıkar
çıkmaz etrafına toplanan basın mensuplarına öfkeyle ünlü "Garp kafasıyla
araba yaptık, ama şark kafasıyla benzin koymayı unuttuk" cümlesini
kuruyor. Her ne kadar sonrasında kendisinden rica edilerek 1 numaralı Devrim
arabasına geçilmesi kabul edilse ve bu arabayla Hipodrom'a ve Anıtkabir'deki
törene katılsalar da, ne yazık ki basın bu başarılardan söz etmek yerine
"100 metre gidip bozulan" başarısız yerli girişimi bir yüz karası
olarak halka yansıtıyor. Ancak çürümeye terkedilmesine rağmen 54 yıl sonra
halen tıkır tıkır çalışan ve TÜLOMSAŞ'da sergilenen bej araba, aksini
kanıtlamaya devam ediyor. “Sonuçta
Ferrari de benzin koyulmazsa gitmez.” En önemlisi de kimse, "garp
kafasıyla" konulan idealin, "şark kafasıyla" önemsiz nedenlere
takılarak, projeyi plansız bir şekilde 4 ayda bitirmeleri üzere hayatında
otomobil görmemiş mühendislere teslim edilerek ve yapım süresince sık sık
projenin bütçesinin azaltılmasına dikkat çekmiyor.
Rifat Serdaroğlu o anları daha sonra verdiği
bir söyleşide şöyle değerlendiriyor:
"Basın olayı bu kadar olumsuz işlemeseydi çok daha farklı sonuçlar
alınabilirdi. O günlerde gazetelerde bir de fotoğraf yayınlanmıştı. İngiltere
Kraliçesi'nin limuzini yolda kalmış. Lordlar arkadan itiyorlar.
Ortalık da birbirine girmiyor. Bu olay normal bir şeydir yani Limuzin
kalitesinde bir araba da yolda kalabilirdi, denenmemiş bir Devrim de. Üstelik
benzin bittiği için değil, bir başka arızadan yolda kalabilirdi. Sorun bu değil
ki." Umutların benzinle tükenmesi, Atatürk ve
Cumhuriyet Döneminin inkılaplarının etkisiyle sıfırdan her şeyin
gerçekleşebileceğine inanan idealist vatanseverlerin, sanayiyi geliştirme,
istihdam yaratma çabasının kişisel çıkarları için kendi halkını küçük gören
bürokratlara, kötü niyetli içimizdeki satılmış düşmanlara yenildiğimizin bir
göstergesi oldu.
Böylelikle 23
mühendis vatan haini olarak görülmeye başlanıyor, Cemal Gürsel de dahil olmak
üzere tüm siyaset adamları ve bürokratlar projeye sırt çeviriyor. Nadiren
televizyona çıkıp hüngür hüngür ağlayan 70 yaşlarındaki Devrim mühendislerinden
halen hayatta olanları, ilerleyen yaşlarına rağmen çektikleri acıları
unutmadıklarını, bu projede çalıştıklarını saklamak zorunda kaldıklarını
anlatmaları, ister istemez insanın içini parçalıyor. Özellikle o dönemlerde
yaşadıkları dışlanmayı ve hor görülmeyi anılarında aktaran eski bakan ve
Devrim mühendisi Rıfat Serdaroğlu şöyle yazmış: "'Eğer ben Devrim Arabası projesinde çalıştığımı söyleseydim,
Süleyman Demirel, beni kabineden atardı. İnsanlar senelerce 'Devrim Arabası
projesinde çalıştım' demeye korktu. Öylesine bir hücum ettiler ki neredeyse
bizi vatan haini ilan edeceklerdi. Sebebi de bir milyon 400 bin Türk Lirası'nın
bu projeye harcanmış olmasıydı."
Emin Bozoğlu'nun torunu Yeşim Ceren Bozoğlu ise
projenin başkanlığını üstlenen mühendisin yaşadığı çöküntüyü şöyle özetliyor: "Dedem orda yaşanan hayal kırıklığından
dolayı hiçbir şey konuşmuyordu. O zamanların insanları çok ciddi, idealist ve
boş laf konuşmayan insanlardı, o nedenle aile içinde de o travma konuşmayarak
atlatıldı.O olayı atlatana kadar, 6 ay kadar dedemin hiç konuşmadığı ve
odasından çıkmadığı söylenir aile içinde."
Bu projede
çalışan mühendislerden en genci Kemalettin Vardar, o günlerden kendisine kalan
hüznü “Yetmiş yaşındayım hala kalbimin
üzerinde bir taş var” diyerek açıklarken, projenin hala hayatta olan
üyelerinin o zamanlarda yaşadıklarını ve “vatan haini” gibi ağır suçlamalara
maruz kalmalarını hüngür hüngür ağlarken anlatırken, insanın içi parçalanıyor
ve bu olayın basit bir projeden fazlası olduğu kavranılabiliyor.
Günümüzde tekrar uyanan milli projelere merak ve ilgiyi mühendisler olumlu
olarak değerlendiriyor ve "Ancak
bu arabalar hakkında halen filmler, belgeseller çekilmeye, 50 sene sonra
hala bu konu gündeme gelebiliyorsa, Eskişehir'deki fabrikayı görmek isteyenler
varsa, yapılan israf değilmiş. Demek ki biz bir şeyleri doğru yapmışız ki hala
bu konuyu araştıranlar var. "diyerek gençliğe umut ve destek veriyor.
Dönemin önemli yazarlarının ve Devrim'de emeği geçen 11.000 insanın bir
kısmının anlattığına göre, halk aslında Devrim'i destekledi: "Arabanın kaportasına elini, yüzünü sürüp 'Artık bizim de bir
otomobilimiz var' diyerek ağlayanlar vardı." Mühendislerin şikayet
ettiği bir başka konu ise gazetelerin sık sık yalan bilgiler yazarak halkı
yanlış yönlendirmesiydi: “Araba çıktıkça
arabanın dedikosuda çıkıyordu. Ben bir ara Ankara-Polatlı arasında ve
Eskişehşir-Kütahya arasında tecrübe seferleri yapardım. Bazen dinlenmek için
yol kenarında dururduk. Vatandaşlar hemen gelir bakardı. Bir keresinde adamın
biri tutmuş kapıyı açıyor kapatıyor. Bunu yaparkende bir yandan söyleniyor, bir
yandan ağlıyor. ‘Hani bu arabanın kapısı kapan mıyordu?’ diye. Meğer gazeteler
‘Arabanın kapısı açılınca kapanmıyor, kapanınca açılmıyor’ yazmış. Başka biri
de arabanın kaportasının üzerine yattı, iki eliylede sarıldı, ağlamaya başladı.
Bunlar koca koca adamlar. Bu tür şeyleri görünce bizim de hoşumuza gidiyordu.
Devrim işe yarayacak galiba diyorduk ama o adamlar da ağladıklarıyla kaldı.”
Basın tarafından başlatılan bu
linç kampanyasının en önemli ve belki de yegane sebebi, otomobil projesi için
harcanan 1 milyon 400 bin lira. Halbuki bu parayla 10 motor üretilmiş, 4 araba
yapılmış ve arabanın tüm teknik bileşkelerin kalıpları seri üretim için
çıkarılmıştı, yani birnevi "yerli arabanın tarifi" çıkarılmıştı ki bu
da gösteriyor ki harcanan paranın karşılığı misliyle alınmıştı. Kimseden lisans
almadan ve hiçbir şirkete ödeme yapılma mecburiyeti olmadan yüzde yüz Türk malı
bir otomobilimiz vardı. Özellikle Silikon Vadisi'nin bugün Amerika'nın ve
dünyanın en gelişmiş teknoloji bölgesi olmasının başlıca sebebi mühendislerin
deneme-yanılma yöntemiyle sınırsız deney yapabilmesi için sağlanan limitsiz
maddi destek olduğu düşünüldüğünde, 1 milyon 400 bin liranın lüzumsuz olarak
düşünülmesi, ülkemizde neden halen, 2016 yılında bile gelişmiş bir teknoloji
bölgesi olmadığını açıklıyor.
Halbuki, yine Devrim
otomobili projesiyle aynı aylarda Tarım Bakanlığı'nın bütçesine konulmuş
"at neslinin ıslahı" için harcanan 25 milyon lira, bir kez bile
manşetlere yansımadı, atlarda gözle görünen hiçbir değişim olmamasına rağmen.
Vardar, tüm engellemelerin asıl meselenin para değil o neslin kafasına işlenen "Asılırsan bile İngiliz ipiyle
asıl" öğretisi olduğunu söylüyor.
Her Türk
mühendisinin izlemesi gereken, korkutma ve yanıltmalar yüzünden yarım kalmış bu
devrimi konu alan bir film olan Devrim Arabaları ise, Tolga Örnek'in
yönetmenliğinde Taner Birsel ve Halit Ergenç gibi usta oyuncuların katkısıyla
çekilmiş, 24 Ekim 2008'de vizyona girmiş ancak çıktığı yılki düşük hasılatı
nedeniyle (sadece 888.000 kişi sinema salonlarında izledi) zarar etmişti. Bu
düşük izlenme oranını medyanın kasıtlı bir şekilde halkı haberdar
etmemesine ve yapımın ön plana çıkarılmaması yüzünden seyircilerin üçte birinin
bile sinemaya çekilememesine bağlayan yönetmen, filmin içinde verilen mesajın "Türkiye'de hiçbir başarı cezasız
kalmaz." halen genel akışa hakim olduğunu düşündüğünü söyledi. Tüm
bunlara rağmen, halkın desteğiyle film belli aralıklarla tekrar vizyona girerek
hatrı sayılır bir kitleye ulaşmayı başardı. Devrim Arabaları vizyona girdiği
yıl türk girişimcisinin cezasının nasıl cezalandırıldığını anlatan sıradan bir
filmdi ama şimdi görülüyor ki Tolga Örnek, Türkiye'nin gelişme sürecindeki
tarihsel bir kırılma noktasını açıklayan, tarihi belge niteliğinde bir sanat
eseri ortaya çıkarmış.
Gelecek nesilller
için belgesel niteliği taşıyan bir başyapıt olarak Türk sinemasına armağan
edilmiş film, Türk toplumunun gelişmişliğe giden yolda sarf ettiği emeğin ve
karşılaştığı engellerin küçük bir kesitini seyirciyle paylaşıyor, ve görünen o
ki seyircide harekete geçirilmek istenilen duygu hazıra konmaktan vazgeçerek
uzmanlığımızı pazarlamacılıkta da göstermeye başlayabilmemizin gerekliliği. Her
zaman dış etkiyi suçlayan ve ticarete hakim olan yabancıların her girişimi
engelleyeceğini düşünen halkın çoğunluğuna, Türkün Türkten başka düşmanı
olmadığını kanıtlayarak şikayet etmek yerine bir mum yakılması gerektiğini
göstererek insanları sahaya davet eden bir film olmuş. Filmdeki Gündüz
karakteri'nin sarfettiği "Bu iş
bitince artık hapse mi atarsınız, emekliye mi ayırırsınız, sürer misiniz ne
yaparsanız yapın ama bitene kadar bizi rahat bırakın." cümlesi ise
dönemin akıl dışı zihniyetini çok güzel özetlemiş.
Böyle başarı
hikayelerinin kahramanlarının aynı Hollywood'un yaptığı gibi sık sık ekrana
taşınması Türk sinemasında daha çok görülmesi arzu edilen bir durum. Ancak
filmdeki kimi sahnelerde, özellikle Ankara'daki siyasetçilerin canlandırıldığı
bölümlerde yapmacıklığın hakim olmasının sebebi saf bir iyi-kötü çatışmasının
bazı bölümlerde fazlaca vurgulanmasıydı. Filmde yüzeysel işlenmiş yabancı
etkisi,satılmış gazeteciler ve hileler, konu hakkında daha önce bir araştırması
olmayan izleyicinin tam anlamıyla bilgilenmesinde olumsuz etki yapmış.
Kapitalist ülkelerin hammadde satın aldığı ülkenin gelişmemiş kalması için
bozuk gösterge sayacını ayarlamaları (böylelikle mühendisler az da olsa arabada
benzin olduğunu düşünerek yola çıktılar ve 100 metre sonra arabanın durmasıyla
gazeteler olayı biçip istedikleri mesajı verebildiler.) ya da gizli tutulması
gerekilen tamamlanmamış araba kasasının hurda görüntüsünün basına sızdırılıp "Bu ülkenin artık sonu
gelmeyen yatırımlara verecek parası yok." denilerek propaganda
yapılması daha ayrıntılı işlenebilirdi. Filmin sonundaki hatıra fotoğrafının
ardından gerçek mühendislerin kim olduğunun gösterilmesi de bu insanları tanımamız
açısından iyi olabilirdi.
Yakın
tarihimizi ve günümüz ekonomisini geri dönülemez bir şekilde şekillendirmiş
olan Devrim Otomobili Projesi, konu hakkında biraz bilgi sahibi olan herkesin
hakkında merak ettiği tek bir soruyu arkasında bıraktı: "Ya benzin
bitmeseydi?". Bu kadar kısa sürede gerçekleşen bir devrimin, mükemmel bir
şekilde çalışan arabanın itibarı neden sadece benzini bittiği için bir anda
paçavra gibi köşeye atıldı? Okuduğum onca makale arasında cevabını bulamadığım
soruyu devrim arabaları hakkında çekilmiş bir belgeseldeki Kemalettin Vardarlı
cevapladı: “Üzerimizde inanılmaz bir
karamsarlık hırkası var, Türk milletinin hiçbir şekilde diğerlerinden aşağı
olmadığını kanıtlamamıza rağmen bu halk halen kendine inanmıyor.” Bu yakın
tarihimize yeni bir gözle bakmamı sağlayan ve bir ülkeyi gelişmiş ya da
gelişmemiş yapan faktörler hakkında ufkumu açan bu cevap oldu. Kendilerine inandıkları için Versay Anlaşmasından, İkinci Dünya Savaşı'ndaki yenilgisinden sonra bile kendini 10 yıl içinde toparlayıp Avrupa’nın süper gücü haline getirmiş Almanya’yı, nükleer bombadan sonra dibe vurmasına rağmen kısa zamanda zirveye tekrar ulaşan Japonya'yı ve sırf kendimiz hakkında düşmanlarımızın iddialarına inanıp zekamızı ve kabiliyetimizi küçümsediğimiz için 100 yıldır toparlanamayan bizi düşündüm.
Kemalettin Vardar'ın başka bir bir söyleşisinde
dile getirdiği haliyle "Kendimizi
kötülemekten, zavallı gibi göstermekten başka bir şey yapmıyoruz,
'Amerikalılar, Japonlar var' diyerek başkalarına havale etmeyi seviyoruz."
Kurban Psikolojisi ve ülkenin kaderinin Türk gençliğinin elinde olmadığı
yanılgısı ise halkı felçleştiriyor ve sanayicimizin şevkini kırarak ekonominin
olması gereken büyüklüğe ulaşmasını engelliyor. Her ne kadar gazeteler projenin
israf olduğundan bahsederken, sadece teknik detaylara odaklansalar da - montaj
sırasında motor-gövde uyumunu sağlamak, debriyaj, gaz ve fren kumanda,
direksiyon mekanizmaları için en uygun pozisyonu bulmak(hatta bir mühendisin
sunduğu ve reddedilen ayarlı direksiyon, iki yıl sonra Cadillac şirketince yenilik
olarak dünyaya pazarlanmıştı), karoseri için -alçı modelleri, motorun ana
hatları ve silindir sayısı- , aslında
inşa edilmesi gerekilen ilk şey yeni bir toplum algısı, kafaların içindeki
yıkık enkazın üzerine kurulması lazım olan umut ve inançtı. Filmin en önemli
sözü olan ve bir Amerikalı'nın ağzından dökülen cümle de bu tezi kanıtlar
nitelikte: "Yapacaklarına inanmaları
yapmalarından daha önemli."
Adı tertemiz bir Türkçe olan arabanın askıya
alınmasındaki bir diğer etken de, sömürgeci anlayışın diline sahip çıkan
toplumun birlik ve beraberliğine tahammül edememesi ve o dönemde yapılan
anlaşmalar olabilir. Aynı doğrultuda, bence filmin en heyecan verici ve
vurgulanması gereken sahnesi, otomobilin üzerine "Türk malı"
ibaresinin konulduğu bölümüydü. Çünkü bu levha, Türkler'in bir otomobil
yapamayacağı iddiasının yalnızca bir iddia olduğunu ortaya koydu. Projeden
çıkarılarak, topluma mal olması gereken dersi çok güzel özetleyen Vardar'ın
dediği gibi: "Türkiye her
şeyin en güzelini yapabilecek potansiyele sahip. Ancak 'Bizden bir şey çıkmaz,
bir şeyler üretemeyiz' anlayışı nedeniyle neticeye ulaştıramıyoruz.".
Küresel ticareti ve büyük şirketlerin karını tehdit
eden yerli girişimlerin engellenmesinin, tüm dünyada millileşme çabalarını
ciddi anlamda gerileten olumsuz bir durum olduğunu bilseydik ve arabayı bir
süre daha gündemde tutmayı başarsaydık, şu anda otomotiv sektöründe bambaşka
haberler okuyor olurduk. Üstelik araba üreten ilk 5 ülke arasına girmemiz ister
istemez diğer sektörlerde de gelişmemizi sağlardı, Devrim'in bugüne kadar
geçirmiş olacağı olası evrim de düşünüldüğünde, bir dünya markası
oluşturulabilirdi. Her girişimin, üstelik bu denli farklı ve yenilikçi
olanların, önünde her zaman engel olduğunun ayırdına varmak, ithalattan, faiz
yükünden ülkeyi kurtaran bir projenin asıl engellenmemesinin garip olacağının
farkına vararak pes etmemek ve başlanan projeyi tamamlamak için kendimizde güç
bulmamızı sağlayabilirdi. Yurtdışından getirilen otomobillerin 50.000 lira,
Devrim'in ise 30.000 liraya mal ediliyor olması ise hem yerli tüketiciyi, hem
ihracatı olumlu etkileyecekti.
Ancak projenin amacının seri üretime geçmekten
ziyade, olmaz denilen bir şeyi gerçekleştirmek olduğu düşünüldüğünde, Devrim
Arabaları’nın mühendislerinin başarılı olduğu görülebilir.
Teknik Ekip
Yönetim Grubu; Emin Bozoğlu,
Orhan Alp, Hakkı Tomsu , Nurettin Erguvanlı, Mustafa Ersoy, Celal Taner, Mehmet
Nöker.
Tasarım Grubu; Kemal Elagöz, Ercan Türer, Nurettin
Erguvan.
Motor Şanzıman Grubu; Tayfun Gültekin,Gültekin
Sabuncuoğlu,Salih Kaya Sağın, Kemal Serdaroglu, Şecaattin Sevgen, Kemalettin
Vardar, Şahin Karadağ.
Karoseri Grubu; Celal Taner, Faruk Akyol, Samim Özgür, Salih
Kaya Sağın, Hamdi Tahıllıoğlu, Ferdi Mertcan Keskin.
Süspansiyon ve Fren Grubu; Hamit İşeri, İsmet
Özkan, Mustafa Seyrek.
Elektrik Donanımı; Hasan Dinçer, Latif
Dinçer, Döküm İşleri, İsmail Sıdal.
Satın alma İşleri ve Maliyet Hesapları; Yavuz Yücel
KAYNAKÇA
http://www.devrimarabasi.com/
https://eksisozluk.com/devrim-arabalari--1917376
https://tr.wikipedia.org/wiki/Devrim_Arabalar%C4%B1
http://www.tulomsas.com.tr/1961.htm
http://m.teknolojioku.com/haber/turkiyenin-ilk-yerli-otomobili-devrim-arabalari-neden-iptal-edildi-20123.html
http://www.trthaber.com/haber/turkiye/devrim-arabasi-bir-basari-hikayesi-209590.html
http://sinematurk.com/film/21428-devrim-arabalari/
http://www.sinemalar.com/film/15159/devrim-arabalari
http://www.beyazperde.com/filmler/film-145601/elestiriler-beyazperde/
http://www.millicozum.com/mc/nisan-2009/erbakanin-devrim-otomobilini-engelleyen-dev-siyonist-firmalar-iflas-ediyor
http://www.beyazperde.com/filmler/film-145601/
http://www.bilgiustam.com/devrim-otomobili-nedir/
http://www.ilgincbirbilgi.com/tag/devrim-arabasi-kac-tane-uretildi
https://tr.instela.com/devrim-arabalari--45878
http://gezipgordum.com/devrim-otomobili/
http://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/devrim-arabalari-300
http://www.devrimarabasi.com/ekip.html
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/diger/5416/Umutlar__benzinle_tukendi_.html
EK FOTOĞRAFLAR





























































