Sabahattin Ali’nin ince göndermeleri ve derin tahlilleri
barındıran kitabı İçimizdeki Şeytan, yaklaşık yarım milyon yıldır dünyada var olan
şeytan kavramının aslında oldukça insani kökenleri olan hallerimizin bir
yansıması olduğundan bahsediyor. Her ne kadar Ömer karakterinin
iradesizliğinden, vurdumduymazlığından ve verdiği yanlış ve çarpık kararlardan
okuyucu olarak rahatsız olunsa da, onun yaptıklarında tüm insanlıkla evrensel
olarak bağdaştırılan pek çok özelliği, kendiyle hesaplaşmasını kendimizde de
gördüğümüzden bu karakteri tamamen küçük görmek imkansızlaşıyor.
Yüksek insanın dışına değil içine önem vermesinin de altının
çizildiği kitapta, temel insani erdemlerden, insan doğasının ortak kötü ve
güzel yanlarından bahsediliyor. Özellikle Ömer ve Macide karakterinin zorunlu
ayrılışından da ders çıkarılabileceği gibi, iradesi yontulmamış insanlar asla
mutlu olamaz ve kendilerine bağışlanan, doğuştan verilen çoğu meziyeti,
zekalarını ve gençliklerini boş emeller uğruna harcarlar. Ömer’in karşısına
çıkan ve hayatının aşkı olduğunu düşündüğü Macide ile olan ilişkisini
bilinçdışı olarak sabote etmesinin sebebi iradesini kullanamıyor olmasıdır.
Yazar şeytana atfedilen çoğu kötü özelliğin asıl sebebinin insanın
acizliğinden, iradesizliğinden ve bilgisizliğinden geldiğini savunur.
Eserin genelinde diyaloglar daha çok monolog tarzında ve uzun
tutulmuş, özellikle Bedri karakterinin Macide’ye Türkiye’deki bilim adamlarını
ve akademisyenlerini eleştirirken Nihal Atsız, Peyami Sefa ve Necip Fazıl
Kısakürek gibi dönemin diğer büyük sanatçılarına gönderme yapması ve bu
yazarları eleştirmesi ise büyük bir ustalıkla yapılmış. Bu gözlemlerin hala
günümüz entelektüelleri için de geçerli olması gösteriyor ki tespitler son
derece yerinde ve Sabahattin Ali’nin fikirleri çağın ötesinde bir gözlem
yeteneğinin ürünü olarak ölümsüzleşmiş. Kendine ait bir fikir ya da evrensel
bir sanat eseri üretememesine rağmen halkı aşağılayan, asla kendisi olamayan ve
şahsına münhasır davranmaktan korkarak aydınlık ve elitlik atfedilen
düşünceleri kendininmiş gibi sunan sanatçı bireyler, karaktersizlikleri ve
sınırsız kötülük kapasiteleri ile yazarın da belirttiği gibi toplumumuzun büyük
bir sorunudur. Kendine aydın diyen küçük hesapların peşindeki çıkarcı ve
“şeytanı güçlü” insanlar olması döneme dair yapılmış çok güzel bir analizdir.
İnsan üzerine yapılan yerinde tespitlerin ne kadar doğru
olduğunu, okuyucular olarak dillendiremediğimiz sorunların çok güzel bir
şekilde ifade edilmesinden ve bu satırları kendimizin farkına vararak, uzun
süredir içimizde olan ama tarif edemediğimiz sorunlarımızın ince bir gönderme
ile vurgulanmasından anlıyoruz. Hayat denen manasız sürüklenişte zaaflar ve
erdemler arasındaki savaşta çoğu zaman acizliklerimizi kendi yarattığımız
şeytana atfetmek ise bu yolculukta kullandığımız savunma mekanizmalarından
sadece biri yazara göre.
Parasızlık ve insan psikolojisindeki etkileri yazarın
mükemmel betimlemesiyle ince ve detaylı bir şekilde aktarılmış.
Olgunlaşmamışlığın temsilcisi olan üniversite öğrencisi Ömer’in kadın çorabı çalmak
zorunda kalmasının son derece gerçekçi bir şekilde tasvir edilmesi olumsuz bir
hava yaratsa da derin ve güzel anlatımı sayesinde okuyuculara olayı bizzat kendileri deneyimlemiş gibi hissettirerek
okunacak bir kitap olmanın ötesinde olduğunu kanıtlıyot. Parasızlığın yanı sıra
hayatla ilgili pek çok acı gerçeğin insanın damağında bıraktığı acı tattan
kurtulmanın en iyi yolu, Sabahattin Ali’nin karakterlerine göre beklentileri
düşük tutmak, yoksa insan kırık hayalleriyle kanatlarından vurulmuş kuşa döner.
İnsan doğasının karmaşık ve çarpık dünyasında görmezden
gelinemeyecek kadar çarpıcı bir gerçek olan tüm insanların kendilerini düşündüğü
gerçeği, Ömer, Macide ve Bedri aşk üçgeni çerçevesinde ince ince işleniyor.
Kendi özümüzün kötülükleri için şeytanı suçlamak yerine sorumluluğu alıp
irademizi kuvvetlendirmemiz gerektiğini insanın iç dünyasına yapılan derin
yolculuğu anlatan bu kitap sayesinde daha iyi anlıyoruz. Hem dönemin insanına
ait olmasıyla hem de evrensel gerçek içermesiyle asla eskimeyecek mükemmel
kitabın insan üzerinde bıraktığı etkiler kitap sonunda insanın kendini
sorgulaması ve karakterlere benzetme çabasıyla daha keskin bir şekilde
anlaşılıyor.
Yüzleşmekten çekindiğimiz kusurlarımızdan kendimizi
soyutlamak için kaçamak yolu olarak kullandığımız şeytan, tembelliğin,
bilgisizliğin ve iradesizliğin aciz yansımasından başka bir şey olarak
görülmüyor Ömer karakteri tarafından. Kitabın sonundaki çarpıcı ayrılık
sahnesinden ve bu aşk üçgeninden çıkardığım bir diğer sonuç da, aşkın insanın
başına gelen bir olay olurken, sevginin emek olması ve bu yönüyle dünya
sahnesinde kendine daha kalıcı bir yer edinmesiydi. Ömer ile Macide’nin ilk
gördüğü andan beri birbirlerini tanıyormuş gibi hissetmelerine, derin bir aşk
ile birbirine bağlı olmalarına rağmen Bedri’nin Macide’ye yıllarca göz kulak
olması ve maddi olarak destekleyerek emek vermesinin daha değerli ve uzun vadeli
bir ilişki yarattığı bariz olarak görülüyor.
Her şeyi yokluğa indirgemeyi seven Ömer’in “uğruna ölünecek”
bir hedef bularak can sıkıntısından kurtulmaya çabalaması ise hayata karşı
edilgen tavrını kutsallaştırarak tembelliğini gizlemek isteyen modern insanın
kitapta altı çizilen bir diğer özelliğidir, asıl değerli olan uğruna daha
kaliteli ve dolu dolu yaşanacak bir hedef uğruna çalışmak ve mücadele etmektir.
Sürekli ölümü yücelten Ömer karakterinin insanın en bağımsız eylemi olduğuna
inanmasına rağmen ölüm hakkında bile harekete geçmemesi, karakterin en büyük
sorunu olan iradesizliğin bir diğer göstergesidir.
Ataletin, parasızlığın, insanların en büyük ortak
sorunlarının ve insan doğasının evrensel özelliklerinin incelendiği kitabın her
satırı okuyucular tarafından kendilerine ait buldukları ortak noktalar
sebebiyle çizilmek istenmekle birlikte uzun süre akıldan çıkmıyor. Bireysellik
ve ruh halleri, insan duyguları hakkında yaptığı nokta vuruşları ile Anadolu
insanına yeni bir bakış açısı kazandıran Sabahattin Ali, gözlem gücü ile
kendisini bile tanımayan insanların hallerini usta şekilde tasvir ediyor.
Psikolojik tahlillerin, insanı zaafların ve çoğu mutsuzluğun, yarım kalmışlığın
sebebi olan iradesizliğin çözüm önerisi sunularak muazzam bir şekilde işlendiği
kitapta hayatın üç evresinin yarattığı hapishaneye de gönderme yapılıyor.
Hayatın çalışmak, çocuk yetiştirmek ve emekli olmaktan ibaret olmadığını
ve zinciri kırmanın iradeyi kullanmaktan
geçtiğini bu kitabı okuyunca daha iyi anlıyorsunuz.
Sabahattin Ali’nin keskin ve ince tespitlerinin üstün bir
zeka ile damıtılarak bir hayat ve depresyon rehberi sunduğu bu kitapta diğer
sanatçılara yapılan göndermeler, yazarın işkence edilerek 41 yaşında ölmesine
sebep olsa da, her okuyucuyu kendi karakterini yoklamaya ve iç dünyasında bir
yolculuk yapmaya iten bu mükemmel kitap ile ölümsüzlüğünü sürdürüyor.
Satırlarda kişilerin farkındalığını arttırıp daha iyi bir hayat kurmak için
meziyetlerin kazanılmasında yardım eden yazar, tüm bencilliklerden arınarak
hepimizin içindeki şeytanı zapt etme yolunda diyaloglarda üstü kapalı
tavsiyeler verirken, eserin akıcılığından, duygusallığından hiç taviz vermeden
mükemmel bir okuma zevki sunuyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder