19 Mayıs 2017 Cuma

İnsan Doğasının Derin Bir Tahlili: İçimizdeki Şeytanlar/ Sabahattin Ali Kitap Değerlendirmesi

           Sabahattin Ali’nin ince göndermeleri ve derin tahlilleri barındıran kitabı İçimizdeki Şeytan, yaklaşık yarım milyon yıldır dünyada var olan şeytan kavramının aslında oldukça insani kökenleri olan hallerimizin bir yansıması olduğundan bahsediyor. Her ne kadar Ömer karakterinin iradesizliğinden, vurdumduymazlığından ve verdiği yanlış ve çarpık kararlardan okuyucu olarak rahatsız olunsa da, onun yaptıklarında tüm insanlıkla evrensel olarak bağdaştırılan pek çok özelliği, kendiyle hesaplaşmasını kendimizde de gördüğümüzden bu karakteri tamamen küçük görmek imkansızlaşıyor.
Yüksek insanın dışına değil içine önem vermesinin de altının çizildiği kitapta, temel insani erdemlerden, insan doğasının ortak kötü ve güzel yanlarından bahsediliyor. Özellikle Ömer ve Macide karakterinin zorunlu ayrılışından da ders çıkarılabileceği gibi, iradesi yontulmamış insanlar asla mutlu olamaz ve kendilerine bağışlanan, doğuştan verilen çoğu meziyeti, zekalarını ve gençliklerini boş emeller uğruna harcarlar. Ömer’in karşısına çıkan ve hayatının aşkı olduğunu düşündüğü Macide ile olan ilişkisini bilinçdışı olarak sabote etmesinin sebebi iradesini kullanamıyor olmasıdır. Yazar şeytana atfedilen çoğu kötü özelliğin asıl sebebinin insanın acizliğinden, iradesizliğinden ve bilgisizliğinden geldiğini savunur.
Eserin genelinde diyaloglar daha çok monolog tarzında ve uzun tutulmuş, özellikle Bedri karakterinin Macide’ye Türkiye’deki bilim adamlarını ve akademisyenlerini eleştirirken Nihal Atsız, Peyami Sefa ve Necip Fazıl Kısakürek gibi dönemin diğer büyük sanatçılarına gönderme yapması ve bu yazarları eleştirmesi ise büyük bir ustalıkla yapılmış. Bu gözlemlerin hala günümüz entelektüelleri için de geçerli olması gösteriyor ki tespitler son derece yerinde ve Sabahattin Ali’nin fikirleri çağın ötesinde bir gözlem yeteneğinin ürünü olarak ölümsüzleşmiş. Kendine ait bir fikir ya da evrensel bir sanat eseri üretememesine rağmen halkı aşağılayan, asla kendisi olamayan ve şahsına münhasır davranmaktan korkarak aydınlık ve elitlik atfedilen düşünceleri kendininmiş gibi sunan sanatçı bireyler, karaktersizlikleri ve sınırsız kötülük kapasiteleri ile yazarın da belirttiği gibi toplumumuzun büyük bir sorunudur. Kendine aydın diyen küçük hesapların peşindeki çıkarcı ve “şeytanı güçlü” insanlar olması döneme dair yapılmış çok güzel bir analizdir.
İnsan üzerine yapılan yerinde tespitlerin ne kadar doğru olduğunu, okuyucular olarak dillendiremediğimiz sorunların çok güzel bir şekilde ifade edilmesinden ve bu satırları kendimizin farkına vararak, uzun süredir içimizde olan ama tarif edemediğimiz sorunlarımızın ince bir gönderme ile vurgulanmasından anlıyoruz. Hayat denen manasız sürüklenişte zaaflar ve erdemler arasındaki savaşta çoğu zaman acizliklerimizi kendi yarattığımız şeytana atfetmek ise bu yolculukta kullandığımız savunma mekanizmalarından sadece biri yazara göre.
Parasızlık ve insan psikolojisindeki etkileri yazarın mükemmel betimlemesiyle ince ve detaylı bir şekilde aktarılmış. Olgunlaşmamışlığın temsilcisi olan üniversite öğrencisi Ömer’in kadın çorabı çalmak zorunda kalmasının son derece gerçekçi bir şekilde tasvir edilmesi olumsuz bir hava yaratsa da derin ve güzel anlatımı sayesinde okuyuculara olayı bizzat  kendileri deneyimlemiş gibi hissettirerek okunacak bir kitap olmanın ötesinde olduğunu kanıtlıyot. Parasızlığın yanı sıra hayatla ilgili pek çok acı gerçeğin insanın damağında bıraktığı acı tattan kurtulmanın en iyi yolu, Sabahattin Ali’nin karakterlerine göre beklentileri düşük tutmak, yoksa insan kırık hayalleriyle kanatlarından vurulmuş kuşa döner.
İnsan doğasının karmaşık ve çarpık dünyasında görmezden gelinemeyecek kadar çarpıcı bir gerçek olan tüm insanların kendilerini düşündüğü gerçeği, Ömer, Macide ve Bedri aşk üçgeni çerçevesinde ince ince işleniyor. Kendi özümüzün kötülükleri için şeytanı suçlamak yerine sorumluluğu alıp irademizi kuvvetlendirmemiz gerektiğini insanın iç dünyasına yapılan derin yolculuğu anlatan bu kitap sayesinde daha iyi anlıyoruz. Hem dönemin insanına ait olmasıyla hem de evrensel gerçek içermesiyle asla eskimeyecek mükemmel kitabın insan üzerinde bıraktığı etkiler kitap sonunda insanın kendini sorgulaması ve karakterlere benzetme çabasıyla daha keskin bir şekilde anlaşılıyor.
Yüzleşmekten çekindiğimiz kusurlarımızdan kendimizi soyutlamak için kaçamak yolu olarak kullandığımız şeytan, tembelliğin, bilgisizliğin ve iradesizliğin aciz yansımasından başka bir şey olarak görülmüyor Ömer karakteri tarafından. Kitabın sonundaki çarpıcı ayrılık sahnesinden ve bu aşk üçgeninden çıkardığım bir diğer sonuç da, aşkın insanın başına gelen bir olay olurken, sevginin emek olması ve bu yönüyle dünya sahnesinde kendine daha kalıcı bir yer edinmesiydi. Ömer ile Macide’nin ilk gördüğü andan beri birbirlerini tanıyormuş gibi hissetmelerine, derin bir aşk ile birbirine bağlı olmalarına rağmen Bedri’nin Macide’ye yıllarca göz kulak olması ve maddi olarak destekleyerek emek vermesinin daha değerli ve uzun vadeli bir ilişki yarattığı bariz olarak görülüyor.
Her şeyi yokluğa indirgemeyi seven Ömer’in “uğruna ölünecek” bir hedef bularak can sıkıntısından kurtulmaya çabalaması ise hayata karşı edilgen tavrını kutsallaştırarak tembelliğini gizlemek isteyen modern insanın kitapta altı çizilen bir diğer özelliğidir, asıl değerli olan uğruna daha kaliteli ve dolu dolu yaşanacak bir hedef uğruna çalışmak ve mücadele etmektir. Sürekli ölümü yücelten Ömer karakterinin insanın en bağımsız eylemi olduğuna inanmasına rağmen ölüm hakkında bile harekete geçmemesi, karakterin en büyük sorunu olan iradesizliğin bir diğer göstergesidir.
Ataletin, parasızlığın, insanların en büyük ortak sorunlarının ve insan doğasının evrensel özelliklerinin incelendiği kitabın her satırı okuyucular tarafından kendilerine ait buldukları ortak noktalar sebebiyle çizilmek istenmekle birlikte uzun süre akıldan çıkmıyor. Bireysellik ve ruh halleri, insan duyguları hakkında yaptığı nokta vuruşları ile Anadolu insanına yeni bir bakış açısı kazandıran Sabahattin Ali, gözlem gücü ile kendisini bile tanımayan insanların hallerini usta şekilde tasvir ediyor. Psikolojik tahlillerin, insanı zaafların ve çoğu mutsuzluğun, yarım kalmışlığın sebebi olan iradesizliğin çözüm önerisi sunularak muazzam bir şekilde işlendiği kitapta hayatın üç evresinin yarattığı hapishaneye de gönderme yapılıyor. Hayatın çalışmak, çocuk yetiştirmek ve emekli olmaktan ibaret olmadığını ve  zinciri kırmanın iradeyi kullanmaktan geçtiğini bu kitabı okuyunca daha iyi anlıyorsunuz.
Sabahattin Ali’nin keskin ve ince tespitlerinin üstün bir zeka ile damıtılarak bir hayat ve depresyon rehberi sunduğu bu kitapta diğer sanatçılara yapılan göndermeler, yazarın işkence edilerek 41 yaşında ölmesine sebep olsa da, her okuyucuyu kendi karakterini yoklamaya ve iç dünyasında bir yolculuk yapmaya iten bu mükemmel kitap ile ölümsüzlüğünü sürdürüyor. Satırlarda kişilerin farkındalığını arttırıp daha iyi bir hayat kurmak için meziyetlerin kazanılmasında yardım eden yazar, tüm bencilliklerden arınarak hepimizin içindeki şeytanı zapt etme yolunda diyaloglarda üstü kapalı tavsiyeler verirken, eserin akıcılığından, duygusallığından hiç taviz vermeden mükemmel bir okuma zevki sunuyor.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder