Rusça anlamı “acı” demek olan Gorki’nin otobiyografik
üçlemesinin ilk iki kitabı “Çocukluğum” ve “Ekmeğimi Kazanırken” eserlerinin
devamı olarak yazılmış “Benim Üniversitelerim”, Aleksey Peşkov karakterinin Kazan’daki
hayalindeki üniversiteye gidemese de kendi tabiriyle hayat okulundan mezun olma
sürecini anlatıyor. Bulduğu her fırsatta yazan, işine tutkuyla bağlı olan büyük
yazarın otobiyografi serisinin son kitabında hayata ve insan doğasına bakış
açısının şekillenmesinin son aşamasına tanıklık ediyoruz. Kitabın en akılda
kalıcı yerlerinden birinin, Gorki’nin yanında çalıştığı fırıncı ve on ikinci
sevgilisi olan küçük kızla yaşadığı basit ve yüzeysel aşkı, filmlerde,
kitaplarda okuduğu görkemli büyük aşklarla karşılaştırarak hayal kırıklığı
yaşadığı bölüm olduğunu düşünüyorum. Kafasındaki yüce duyguların hayatta nasıl
sıradanlaştığını ve alçaldığını fark etme sürecinde okuyucuları da akıcı
üslubuyla aydınlatmaya devam eden yazar, zorluklarla dolu hayatını eşsiz ve iç
acıtıcı bir üslupla aktarıyor.
20. yüzyılın Rusya’sındaki akıl almaz fakirlik ve sefaletin hüküm
sürdüğünü mükemmel bir şekilde tasvir eden yazarın gözlemlediği insanlarda
gözüne çarpan apati, duygusuzluk, tepkisizlik ve kendi dünyasında yaşama
eğilimi günümüz modern insanında da hala gözlemlenmektedir. Çok acı çekmenin ve
aklın almayacağı absürtlüklere maruz kalmanın sebep olduğu bu yaygın hastalık insan
ruhunun yozlaşmasına ve kısa süre sonra en güzel şeyleri bile hissedememesine
sebep olmaktadır. Kısa ama dolu dolu olan kitapta Gorki yetişkinliğe yeni adım
atmış bir çocuğun, gençliğin dikkatli ve detaycı bakış açısıyla içinde yaşadığı
Rusya’yı, çevresindeki insanları kendisine ve okuyucularına ayna olarak
tutuyor. Her insanın kendisini ve tanıdıklarını görebileceği kitaptan insana ve
fakirliğe dair pek çok şey öğrenilebilir. Henüz 15 yaşındayken üniversite için
evini terk ederek yola koyulan Gorki, insanın büyümek için ailesini bırakması
gerektiğine dair bir gönderme de yapıyor olabilir.
Köylülerin iradesini kullanarak haklarını aramaya başlaması
ile kölelikten azat edilmelerinin, muhteşem bir gözlem yeteneğine sahip yazar
tarafından daha önce görülmesi okunulan kitabın ne kadar büyük bir dehanın
kaleminden çıktığını kanıtlar niteliktedir. Ancak Gorki’nin ilerleyen yaşı ve
başarısız düzeni değiştirme çabaları, hüsranla sonuçlanan baş kaldırıları ile
birlikte daha az umuda ve sevince sahip olduğunu, günlüğünde kaydettiği
detaylarda daha ağırlıklı olarak olumsuz özelliklere yer vermesinden anlıyoruz,
onu etkileyen insanların yokluk içindeki köylüler olması ve sosyoekonomik
sorunlara takıntısı, yazarın gelişmiş bir vicdan anlayışına ve toplum bilincine
sahip olduğunun kanıtı olarak görülebilir.
Fakirliğin, sefaletin, öğrenciliğin ve ağır işlerin, yani
insanın gerçek yüzünün daha rahat görülebileceği zorluklarla dolu hayatların ve
yaşam kesitlerinin ağırlıklı olarak işlendiği kitapta, Gorki’nin yaşadıklarının
en az üniversite kadar etkili olduğu görülür. Diyalogların az, gözlemlerin
fazla olduğu kitap yazarın beynine girildiği ve o dönemlerin yaşandığı havasını
yansıtıyor, devrimin ayak sesleri, işten bulduğu her fırsatta okuyan, bitmek
bilmez merak duygusuyla araştıran ve hep daha fazlasını öğrenmek için aranan
gözlerle dünyayı inceleyen yazarın gözünden kaçmıyor. Nasıl Gorki devrimi
anlamak için önce toplumun en ezilmiş, en küçük birimi olan işçilerin durumunu
incelediyse, içinde yaşadığı toplumu anlamak için de kendisini ve
çevresindekileri anlaması gerektiğini biliyor. Bu nedenle bu kitap kendini
kaleme alanın kişiliğine ve doğasına dair pek çok ögeyi daha belirgin bir
şekilde taşıyor.
Bulduğu her fırsatta okuyan Gorki, hayatın endişe ve
sıradanlık dolu döngüsünü kırmaya, geçim derdini birkaç dakika da olsa unutmaya
çalışıyor. İnsanın kendi ihtiyaçlarını azalttıkça daha mutlu ve özgür olduğu
gibi eşsiz ve evrensel, tüm zamanlarda geçerli bir tespiti de barındıran eser
içindeki alıntı olmaya değer onlarca diyalogla başucu kitabı olmayı hakkediyor.
Geçim derdi ve eğitimini devam ettirmeye çalışan gencin sıkıntıları, 20’li
yaşlara ne sıkıntılarla geldiğini çarlık dönemi Rusya’nın paslanmış devlet
yapısı arka planında aktaran kitapta baş karakterin karşısına pek çok önemli
insan çıkıyor, bu durum da otobiyografik özelliği ile ön plana çıkan kitaba
realizm havası katarak, eseri Rusya’nın geleceği hakkında öngörülerin de dahil
olduğu ciddi bir yapıt kılıyor.
20’li yaşların başındaki herkes gibi Gorki de hayatın
absürtlüklerini ve küçük yaşlardan itibaren bizlere öğretilen ile sürmekte
olduğumuz yaşam arasındaki farkları, kutsallaştırılan değerlerin yozlaşmasını
eleştiriyor ve isyan ediyor. Kendisine dürüst olarak içinde yaşadığı toplumu ve
geleneklerini, düzeni eleştiren her genç gibi o da çok geçmeden köylülerin
yaşamakta olduğu korkunç koşullara daha fazla dayanamayacağını ve Çar’ı tahttan
indireceklerini öngörüyor. Fakir ve bilgisiz olan her halkın insanlarında
olduğu gibi Gorki’nin tasvir ettiği Rusya’da da insanlar genel olarak acıya
karşı tahammülsüz olmakla birlikte küçük zevklerle kendilerini avutmaktadır.
Yazarın çevresindeki herkesin maaşını alır almaz hayat kadınlarına koşması ve
ardından bu kadınlardan tiksintiyle bahsetmesi, insanın değişmeyen
ihtiyaçlarını çok güzel bir şekilde betimlendiği yerlerden biridir.
Realizmin ağır bastığı eserde Gorki’nin çevresindeki
etkilendiği bireyler hakkındaki açıklamaları son derece canlı bir dille
işlenmiştir, karşılaştığı her insan onun için ya kolaylıkla okunabilecek açık
bir kitap ya da kendi yansımasını görebileceği bir yansımadır. Buradan da
anlaşılır ki insanlar olarak zannettiğimizden çok daha fazla ortak yanımız var,
ayrıca evrensel özellikleri ağır basan varlıklar olarak yalnız olmadığımızı,
insanları kendi aynası olarak gören genç Gorki’nin gözlerinden bir kez daha
görüyoruz. Tüm geçim kaygısına ve para kazanmak için yaptığı çileli işlere
rağmen yazmaktan ve okumaktan vazgeçmeyen yazar, insanın bu zor ve acımasız
dünyada hayata tutunmak için bir tutkusu olması gerektiğini kanıtlar nitelikte
bir başarıya imza atarak yazdıklarının canlı bir kanıtı olma özelliğini
taşıyor.
Hayatta kalmak için hamallıktan fırıncılığa kadar pek çok
işle meşgul olan Gorki, polis ve diğer meslek gruplarından pek çok insanla
iletişimde bulunmak zorunda olduğundan, muhattap olduğu bu insanlardan devlet
ve sömürülen köylüler, günlük işçiler hakkında oldukça rahatsız edici bilgiler
öğreniyor. Bu acı gerçekler ve haksızlığa uğrayan, sürekli sömürülen fakir
halkın yanı sıra insanın içindeki sınırsız kötülük yapma potansiyeli Gorki’yi
korkuttuğundan pek çok kez intihara da kalkışıyor, ancak umutsuzluğunun
dayanılmaz bir raddeye gelmesi sonucu giriştiği bu intihar girişiminden son
anda kurtarılıyor. İnsanı yazmaya iten sebep kimsenin dinlemek istemediği acı
gerçekleri fark etmiş olmak olduğundan, soyadının anlamı “acı” olan yazarın
neden her gün yazmak istediği ve ilettiği mesajlarda hayata dair olumsuz bir
hava olması son derece anlaşılabilir.
Kazan’daki üniversiteye girmek için çok büyük bir isteğe
sahip olmasına rağmen gerekli imkanlara sahip olmayan Maksim Gorki’nin zorunlu
olarak hayat üniversitesinde pişerek yaşamı ve hakiki gerçekleri öğrenme
sürecinin gözlemlendiği eserde, yalnızca bireylerin değil toplumların ve
devletlerin de sert bir şekilde eleştirildiğini ve derin tahlillerle
incelendiğini görüyoruz. Hayat ve insanlar hakkında çoğumuz tarafından
görmezden gelinen pek çok acı ve tatlı gerçeğin yüzümüze vurulduğu kitap tüm
can sıkıcı acımasız tespitlerine rağmen akıcılığı ve sade, içten üslubu ile
kendini okutmayı başarıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder