19 Mayıs 2017 Cuma

Yaşamın Tüm Renkleri: Benim Üniversitelerim/ Gorki Kitap Değerlendirmesi

             Rusça anlamı “acı” demek olan Gorki’nin otobiyografik üçlemesinin ilk iki kitabı “Çocukluğum” ve “Ekmeğimi Kazanırken” eserlerinin devamı olarak yazılmış “Benim Üniversitelerim”, Aleksey Peşkov karakterinin Kazan’daki hayalindeki üniversiteye gidemese de kendi tabiriyle hayat okulundan mezun olma sürecini anlatıyor. Bulduğu her fırsatta yazan, işine tutkuyla bağlı olan büyük yazarın otobiyografi serisinin son kitabında hayata ve insan doğasına bakış açısının şekillenmesinin son aşamasına tanıklık ediyoruz. Kitabın en akılda kalıcı yerlerinden birinin, Gorki’nin yanında çalıştığı fırıncı ve on ikinci sevgilisi olan küçük kızla yaşadığı basit ve yüzeysel aşkı, filmlerde, kitaplarda okuduğu görkemli büyük aşklarla karşılaştırarak hayal kırıklığı yaşadığı bölüm olduğunu düşünüyorum. Kafasındaki yüce duyguların hayatta nasıl sıradanlaştığını ve alçaldığını fark etme sürecinde okuyucuları da akıcı üslubuyla aydınlatmaya devam eden yazar, zorluklarla dolu hayatını eşsiz ve iç acıtıcı bir üslupla aktarıyor.
20. yüzyılın Rusya’sındaki akıl almaz fakirlik ve sefaletin hüküm sürdüğünü mükemmel bir şekilde tasvir eden yazarın gözlemlediği insanlarda gözüne çarpan apati, duygusuzluk, tepkisizlik ve kendi dünyasında yaşama eğilimi günümüz modern insanında da hala gözlemlenmektedir. Çok acı çekmenin ve aklın almayacağı absürtlüklere maruz kalmanın sebep olduğu bu yaygın hastalık insan ruhunun yozlaşmasına ve kısa süre sonra en güzel şeyleri bile hissedememesine sebep olmaktadır. Kısa ama dolu dolu olan kitapta Gorki yetişkinliğe yeni adım atmış bir çocuğun, gençliğin dikkatli ve detaycı bakış açısıyla içinde yaşadığı Rusya’yı, çevresindeki insanları kendisine ve okuyucularına ayna olarak tutuyor. Her insanın kendisini ve tanıdıklarını görebileceği kitaptan insana ve fakirliğe dair pek çok şey öğrenilebilir. Henüz 15 yaşındayken üniversite için evini terk ederek yola koyulan Gorki, insanın büyümek için ailesini bırakması gerektiğine dair bir gönderme de yapıyor olabilir.
Köylülerin iradesini kullanarak haklarını aramaya başlaması ile kölelikten azat edilmelerinin, muhteşem bir gözlem yeteneğine sahip yazar tarafından daha önce görülmesi okunulan kitabın ne kadar büyük bir dehanın kaleminden çıktığını kanıtlar niteliktedir. Ancak Gorki’nin ilerleyen yaşı ve başarısız düzeni değiştirme çabaları, hüsranla sonuçlanan baş kaldırıları ile birlikte daha az umuda ve sevince sahip olduğunu, günlüğünde kaydettiği detaylarda daha ağırlıklı olarak olumsuz özelliklere yer vermesinden anlıyoruz, onu etkileyen insanların yokluk içindeki köylüler olması ve sosyoekonomik sorunlara takıntısı, yazarın gelişmiş bir vicdan anlayışına ve toplum bilincine sahip olduğunun kanıtı olarak görülebilir.
Fakirliğin, sefaletin, öğrenciliğin ve ağır işlerin, yani insanın gerçek yüzünün daha rahat görülebileceği zorluklarla dolu hayatların ve yaşam kesitlerinin ağırlıklı olarak işlendiği kitapta, Gorki’nin yaşadıklarının en az üniversite kadar etkili olduğu görülür. Diyalogların az, gözlemlerin fazla olduğu kitap yazarın beynine girildiği ve o dönemlerin yaşandığı havasını yansıtıyor, devrimin ayak sesleri, işten bulduğu her fırsatta okuyan, bitmek bilmez merak duygusuyla araştıran ve hep daha fazlasını öğrenmek için aranan gözlerle dünyayı inceleyen yazarın gözünden kaçmıyor. Nasıl Gorki devrimi anlamak için önce toplumun en ezilmiş, en küçük birimi olan işçilerin durumunu incelediyse, içinde yaşadığı toplumu anlamak için de kendisini ve çevresindekileri anlaması gerektiğini biliyor. Bu nedenle bu kitap kendini kaleme alanın kişiliğine ve doğasına dair pek çok ögeyi daha belirgin bir şekilde taşıyor.
Bulduğu her fırsatta okuyan Gorki, hayatın endişe ve sıradanlık dolu döngüsünü kırmaya, geçim derdini birkaç dakika da olsa unutmaya çalışıyor. İnsanın kendi ihtiyaçlarını azalttıkça daha mutlu ve özgür olduğu gibi eşsiz ve evrensel, tüm zamanlarda geçerli bir tespiti de barındıran eser içindeki alıntı olmaya değer onlarca diyalogla başucu kitabı olmayı hakkediyor. Geçim derdi ve eğitimini devam ettirmeye çalışan gencin sıkıntıları, 20’li yaşlara ne sıkıntılarla geldiğini çarlık dönemi Rusya’nın paslanmış devlet yapısı arka planında aktaran kitapta baş karakterin karşısına pek çok önemli insan çıkıyor, bu durum da otobiyografik özelliği ile ön plana çıkan kitaba realizm havası katarak, eseri Rusya’nın geleceği hakkında öngörülerin de dahil olduğu ciddi bir yapıt kılıyor.
20’li yaşların başındaki herkes gibi Gorki de hayatın absürtlüklerini ve küçük yaşlardan itibaren bizlere öğretilen ile sürmekte olduğumuz yaşam arasındaki farkları, kutsallaştırılan değerlerin yozlaşmasını eleştiriyor ve isyan ediyor. Kendisine dürüst olarak içinde yaşadığı toplumu ve geleneklerini, düzeni eleştiren her genç gibi o da çok geçmeden köylülerin yaşamakta olduğu korkunç koşullara daha fazla dayanamayacağını ve Çar’ı tahttan indireceklerini öngörüyor. Fakir ve bilgisiz olan her halkın insanlarında olduğu gibi Gorki’nin tasvir ettiği Rusya’da da insanlar genel olarak acıya karşı tahammülsüz olmakla birlikte küçük zevklerle kendilerini avutmaktadır. Yazarın çevresindeki herkesin maaşını alır almaz hayat kadınlarına koşması ve ardından bu kadınlardan tiksintiyle bahsetmesi, insanın değişmeyen ihtiyaçlarını çok güzel bir şekilde betimlendiği yerlerden biridir.
Realizmin ağır bastığı eserde Gorki’nin çevresindeki etkilendiği bireyler hakkındaki açıklamaları son derece canlı bir dille işlenmiştir, karşılaştığı her insan onun için ya kolaylıkla okunabilecek açık bir kitap ya da kendi yansımasını görebileceği bir yansımadır. Buradan da anlaşılır ki insanlar olarak zannettiğimizden çok daha fazla ortak yanımız var, ayrıca evrensel özellikleri ağır basan varlıklar olarak yalnız olmadığımızı, insanları kendi aynası olarak gören genç Gorki’nin gözlerinden bir kez daha görüyoruz. Tüm geçim kaygısına ve para kazanmak için yaptığı çileli işlere rağmen yazmaktan ve okumaktan vazgeçmeyen yazar, insanın bu zor ve acımasız dünyada hayata tutunmak için bir tutkusu olması gerektiğini kanıtlar nitelikte bir başarıya imza atarak yazdıklarının canlı bir kanıtı olma özelliğini taşıyor.
Hayatta kalmak için hamallıktan fırıncılığa kadar pek çok işle meşgul olan Gorki, polis ve diğer meslek gruplarından pek çok insanla iletişimde bulunmak zorunda olduğundan, muhattap olduğu bu insanlardan devlet ve sömürülen köylüler, günlük işçiler hakkında oldukça rahatsız edici bilgiler öğreniyor. Bu acı gerçekler ve haksızlığa uğrayan, sürekli sömürülen fakir halkın yanı sıra insanın içindeki sınırsız kötülük yapma potansiyeli Gorki’yi korkuttuğundan pek çok kez intihara da kalkışıyor, ancak umutsuzluğunun dayanılmaz bir raddeye gelmesi sonucu giriştiği bu intihar girişiminden son anda kurtarılıyor. İnsanı yazmaya iten sebep kimsenin dinlemek istemediği acı gerçekleri fark etmiş olmak olduğundan, soyadının anlamı “acı” olan yazarın neden her gün yazmak istediği ve ilettiği mesajlarda hayata dair olumsuz bir hava olması son derece anlaşılabilir.

Kazan’daki üniversiteye girmek için çok büyük bir isteğe sahip olmasına rağmen gerekli imkanlara sahip olmayan Maksim Gorki’nin zorunlu olarak hayat üniversitesinde pişerek yaşamı ve hakiki gerçekleri öğrenme sürecinin gözlemlendiği eserde, yalnızca bireylerin değil toplumların ve devletlerin de sert bir şekilde eleştirildiğini ve derin tahlillerle incelendiğini görüyoruz. Hayat ve insanlar hakkında çoğumuz tarafından görmezden gelinen pek çok acı ve tatlı gerçeğin yüzümüze vurulduğu kitap tüm can sıkıcı acımasız tespitlerine rağmen akıcılığı ve sade, içten üslubu ile kendini okutmayı başarıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder